Bundan şu kadar yıl önceydi die başlar ya ikinci el yerlere üst üste itinasızca dizilen eskileri satan dükkandan aldığın kitapta... Önce girersin dükkana hissedersin yaşanmışlıklar sinen kitapların kokusunu...
Böyle bir kitapta mı okumuştum yoksa her ayını heyecanla beklediğim o dergide mi okumuştum tam hatırlayamıyorum. Ama ozaman yapmıştım seçimimi. Hayata dair seçimimi yapmıştım tüm farkındalıklarımla...
Hani gün batarken turunculukla siyaha geçiş arasında bir geçiş zamanı vardır ya. Tam da o zamanın yakalandığı bir resim vardı yazının üstünde. Siyah tüm karanlığıyken turuncu siyahın inadına duruyordu fonda. Siyah ağaç toprakken turuncu göktü herşeye rağmen ve inadına...
Resime baktım yazıyı okudum ve sonra durup düşündüm. Yüzümü çevirip rüzgara bende kendi yazımı yazdım hayat defterime. Kendimle konuşarak kendimi dinleyerek yazdım... Hayata dair bir seçim vardı bu yazıda hissetmeni ve sadece kendi içine bakmanı, kendini dinlemeni gerektiren...
Ne kazandırır ki insana gelip gidenler? Neden tren istasyonunda toplanır onca insan koşuştururlar umarsızca? Gitsen istasyona dursan o kargaşada çarpıp çarpıp geçenler olur, sen dursan hayat durmaz, sen hariç hiç birşey durmaz. İstasyona çevirsen yüzünü anlatsa sana bunca insan her gün gelip geçişini nedenleriyle... Gidişleri gelişleri anlatsa tüm yaşanmışlıkları serse önüne. Kolay mıdır bunca yaşanmışlığı elde etmek? Kolay mıdır büyümek? Onca insanı ağırlama nezaketiyle kulağına fısıldanan kelimelerle büyümüştür bana göre.
Yıpranmak geldi o sırada aklıma. Büyümek ve yıpranmak... Yıpranmak zamanın vaz geçilmezi değil midir dedim. Büyüyemeden yıprananlar olmamış mıdır? Tamam büyürken de yıpranırsın. Ama yıpranıp büyüyemezsen ne olcak? O sırada takılır gözüne parkta oturup sigara içip düşünen yaşlı amca. Sonra nikah sarayının kapısında beyaz bir elbiseyle beliren teyzeyle saçları beyazlamış amca... İnadına takmıştır duvağını beyaz elbisesinin üzerine. Mutluluklar dilersin tebessümle konuşmadan.
Hey istasyon anlat dersin geceni gündüzünü... Nedir büyüten seni? Hayırını diyememek mi mesele? Gitsen her gün oraya bir gün önce gördüğün insanı da görürsün yenilerinide. Yeni yaşantılarla başlar her yeni gün eskileri ayrılırken minneti ya da öfkesiyle götürür mü seni büyütür mü? Her yeni ayak izi neyi anlatır sana?
Ellerim ceplerimde sırtımda çantam inadına ayazın yaşanıp ellerimi buruşturduğum zamanlardan birindeydim yine düşünürken istasyonu yazıdaki ada geldi aklıma. Ada olmak... Kendi adanı seninle diğerleriyle şekillendirmek... Kaybedilenlerin ve kazanılanların anılarıyla süslü ada. Ayak izleri dedim... Kaybolan olursa ayak izi yerine yenisi süsler eskisi ise büyütür seni. Belki derin iziyle sarsar seni ama büyütür...
Ada olmaktı... İnsanların durup dinlendiği, soluklandığı. Yeri gelip canını acıttığı, senden birşeyler koparıp gittiği ada. Kimininde bıkmadan usanmadan her kum tanesine dek izlediği, kendini de kattığı ada. Gidenler hatıralarıyla kalanların yaşantılarıyla büyüttüğü ada seçim bu...
Adaya bakıyorumda şimdi gelip gidenler olurken gelip gidemeyenler de olmuş. Derin yüreklerle güzelleşmiş, gidemeyenlerin gözlerinde ve yüreklerinde adanın ışığı kalmış...
Ada büyümüş Sevilay, sen büyümüşsün...
Teşekkürler herkese...
20 Kasım 2008 Perşembe
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder